PROFESYONEL YARDIM ALMAK NEDEN ŞART?

<<< 'Önemli olan ilişkiyi kurtarmak'
Mükemmel evlilik miti ve gerçekler
Mod değişikliği şart
Evlilikteki ortak sorunlar
Yardım alan çiftler konuşuyor!

Aile terapisti veya evlilik danışmanının görevi de yukarıda saydığımız riskli dönemlerde önem kazanıyor. Bu sorunlarla baş etmenin en sağlıklı yolu bir terapistten yardım almak. Terapistler amaçlarının kesinlikle evliliği kurtarmak olmadığının altını çize çize söylüyor. Terapistlere düşen görevleri Psikolog Alanur Özalp şöyle özetliyor: "Terapist hiçbir zaman için bir barıştırıcı, bir orta yol bulucu değildir. Problemi kişiler görür ve çözer. Terapist yol gösterir, ışık tutar. Bu yolda ya da başka bir yolda ilerlemek kişiye kalmıştır." Doç. Dr. Armağan Samancı da terapilerde başarılı olan kişilerin, ilişkilerindeki esas sorunu keşfedebilen çiftler olduğunu söylüyor. Samancı, kısa ve yoğunlaştırılmış bir evlilik terapisi programı uyguluyor. Bu modelinin orijini İngiltere Newcastle Üniversitesi'ndeki Mcmaster ve Dinamik Evlilik Terapisi. Hedef, 6-8 seansta temel sorunları çözmek. Psikolog Aynur Ünal, başlangıçta boşanmayı düşünen çiftlerin ilişkilerinde ters giden yönleri keşfettikçe, bu kararlarından uzaklaştıklarını belirtiyor. Ünal, terapi esnasında çiftlere ilişkilerini bir süre askıya almalarının, ayrı evlerde yaşamalarının, yüz yüze ve hatta telefonla bile görüşmemelerinin önerildiği "askı modelini" uyguluyor. "Eskiden gelin-kaynana ya da gelin-görümce tartışmaları yaygındı. Çekirdek aile ile beraber bunun yerini karı koca kavgaları aldı" diyor Psikolog Alanur Özalp. Çiftlerin birbirlerini yiyip durmalarının sebebini ise, başka bir psikolog Aynur Ünal eşler arasındaki güç savaşımına bağlıyor. Ünal'a göre, bu güç savaşımı, kimin hangi alanı, ne oranda kontrol edeceği sorusuyla başlıyor. Çocukların eğitiminden kimin sorumlu olacağından, ailenin önem verdiği konularda son kararı kimin vereceğine hatta kumandanın kimin elinde duracağına kadar her türlü konu otorite meselesi haline getirilebiliyor. Ve sonuçta evlilik koruyucu yanını yitirip öğütücü bir değirmen haline gelebiliyor. Çiftler üstesinden gelemedikleri sorunlar dolayısıyla duygusal olarak hırpalanmaya başladıklarında aile terapistleri, evlilik danışmanları devreye giriyor. Bugüne kadar İstanbul Aile ve Evlilik Terapileri Enstitüsü - Karizma Psikoterapi'ye bugüne kadar binin üzerinde aile ve çiftin başvurduğunu söyleyen Dr. Murat Dokur, çiftlerin sorunları profesyonel bir yardım almadan çözmeye çalışmalarının neden imkansız olduğunu şöyle açıklıyor: "Karmaşık problemler ortaya çıktığında kişiler nasıl davranacaklarını kestirememekte. Bir problemi düzeltmek için çabaladıklarında ortaya başka problemler çıkıyor. Aile terapisti de bu noktada devreye giriyor. Sisteme katılıp, birey ya da bireylere eşlik etmekte, problemin tanımını yapıp, nasıl ortaya çıktığıyla birlikte nasıl ortadan kaldırılabileceği ile ilgili çalışmaktadır. Kozmik bir kural vardır. Önce yapılar oluşur sonra açılmaya başlar. Kişiler bu açılmanın getirdiği korkuları, sıkıntıları yaşarlar. Bu noktadaki sıkışmışlığa da aile terapisti müdahale eder ama ilişkinin seyrine göre öncelikle bireylerin sağlıklı hareket edebilemelerini sağlamakla yükümlüdür."
'Önemli olan ilişkiyi kurtarmak'
Dokur'a göre, evlilik kurtarılması gereken bir kurum değil. "Önemli olan burada ilişkiyi kurtarmaktır. İlişkinin kurtarılamayacağı noktada ise bireyleri kurtarmaktır. Devam etmesi ve etmemesi gereken ilişkiler var. Bu noktada ilişki kişilerin iç ruhsal dengelerini ya da diğer insanlarla kurdukları başka ilişkilerinin etkilenmesine yol açmaktaysa, bu ilişki içinde çatışmalar ortaya çıkabilir ve ilişkinin sürekliliği mümkün olmayabilir. Bu noktada da terapist eşlik eder ve yol gösterir." Doç. Dr. Armağan Samancı, sorunlu evliliklerde çiftlerin içinde bulundukları halet-i ruhiye çok sağlıksız. Samancı'ya göre bu durumdan en çok zarar gören kadın. "Kadınlar için evliliğin duygusal anlamı çok daha fazla. Kadının rolü, evlilik ve öncesinde iki farklı kimliğe sahip. Kadın evlilik öncesinde erkeğin peşinden koştuğu bir kimliğe sahipken, evlilik sonrası erkeğin peşinden koşan bir konuma geliyor. Kadın, evlilik sonrası daha çok özveri beklenen daha çok çaba beklenen bir yapı kazanıyor. Evliliğin duygusal boyutu bitse bile sosyal statü, çocuklar çiftleri evliliği devam ettirmeye zorluyor. Kadın, sıkıntılarla iç içe yaşıyor. Kendini sosyal yaşamdan koparıyor. Sorunlarını ilaç alarak azaltmaya çalışıyor. Erkek ise kendini evin dışında tutarak başka ilişkilerde mutluluk arayışına giriyor. Ona bu arayışında daha çok alkol eşlik ediyor." Samancı, sorunlar çözülmediği takdirde aynı şeylerin bir kısırdöngü gibi tekrar yaşandığına dikkat çekiyor. Çünkü araştırmalar gösteriyor ki, sorunlu evliliklerin veya parçalanmış evliliklerin çocukları ileriki yaşamlarına bütün bu olumsuzlukları aktarabiliyor. Bu da yeni mutsuz ilişkiler demek.
Mükemmel evlilik miti ve gerçekler
Evlenirken birbirinize verdiğiniz sözleri düşünün: "Hastalıkta, sağlıkta, iyi günde, kötü günde, seni her zaman seveceğime..." diye başlayıp devam eden vaatler dizisinin beraberinde "hayal kırıklığı" getirmesi kaçınılmaz. Evliliğin ilk aylarının coşkusu geçip rutin yaşamınıza geri döndüğünüzde evliliğin hiç de hayallerinizde kurguladığınız gibi olmadığını düşünebilirsiniz. Aklınıza "bütün evlilikler böyle mi yoksa bizim evliliğimizde mi bir sorun var?" gibi bir sürü içinden çıkılmaz soru takılabilir. Oysa her şeyden önce "dört dörtlük", "kusursuz" evlilik mitinin boş bir hayal olduğunu kabullenmelisiniz. Çünkü "mükemmellik arayışı" evliliklere mutluluk değil, tam tersine mutsuzluk getiriyor. Doç. Dr. Armağan Samancı'ya göre sorunsuz evlilik yok. Sorunun evliliğin doğasında olduğunu hatırlatan Samancı, "İnsanların kafalarında pembe bir resim var. Mutlu insanlar, çocuklar, sadık bir koca, maddi avantajlar. Ama bunlar evlilik kurumu için yeterli değil. Kişiler bütün bunların dışında sürekli değişen bir sistem olduğunu algılamıyor. Evliliği profesyonel bir meslek gibi algılasalar, profesyonel ilişkiler gibi baksalar yıpranmayacaklar. Yaşamda her şey değişiyor. Duygular da hızla değişebilir. Buna şaşırmamak lazım" diyor.
Mod değişikliği şart
"İlişkinin rutinleşmesi" denilen heyecan kaybını şöyle anlatmış bir zatı muhterem: "Evlilik... İlk bölümü şiir, geri kalan bölümleri düz yazı olan bir kitaptır." Türkiye Aile ve Evlilik Terapileri Derneği Başkanı Dr. Murat Dokur'un araştırmalarına göre, çiftler arasında ilişkinin ortalama ömrü en fazla 1.5 yıl. Bu süre çiftlerin arasında çocuk ya da iş gibi ortak amaç birlikteği varsa 4 - 4.5 yıla kadar çıkıyor. "Sonrasında ilişkinin modu değişmeli" diyor Dokur. Nasıl mı? Yani ilişkinin yapısında bir değişiklik yapmaka gerekiyor. Dokur, "flört eden çiftlerin evlenmesi, evlilerin çocuk sahibi olması bir mod değişikliğidir" diyor. Alışkanlığa dönüşen eylemler silsilesinden zarar görmemek için çiftlerin birbirlerine karşı gerçekten samimi olmaları gerekiyor: "Kişilerin kendilerine bile açık olamadıklarını düşünecek olursak, çiftlerin ilişkilerinde ne kadar açık oldukları tartışılır" diyor Dokur. "Önemli olan kişilerin ilişkileriyle ilişkilerini konuşabilmeleri" diye devam ediyor. Çiftlerin birbirleriyle genel olarak ilişkileri ile ilgili konuşmadıklarını söyleyen Dokur, ancak bunu sağlayan çiftlerin doğal akışı içinde ilişkilerinde bir üst boyuta çıkabileceklerini belirtiyor. Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş'a göre sağlıklı bir evlilik için gereken iki özellik var. Birincisi iyimser, yapıcı ve olumlu bakış açısı, ikincisi duygularınızı anlayan ve değer veren bir eş. Baltaş'ın ikili ilişkilerde mutlu olmanın sırrı ise, karşınızdaki kişiye ilişkinin ilk üç ayında davrandığınız gibi davranmak...
Evlilikteki ortak sorunlar
Yapılan araştırmalar sonucunda eşler arasında sürekli ve ciddi sorun yaratan konulardan bazıları şöyle:
- Kadının kocasına boyun eğmek zorunda olduğu evliliklerde koca karısının kişiliğinin gelişimini engeller. "Sağlıklı bir beraberlik eşit güçler arasında süregelen bir ilişkidir" diyor ve şu öneride bulunuyor uzmanlar: "Evlilik ilişkisi içinde her iki kişiliğin de gelişme ve değişme hakkı vardır. Eşler birbirlerine bu konuda destek olmalı ve birbirlerini değişim için teşvik etmeli."
- Eşler arasında duygu alışverişinin yok denecek kadar az olması en büyük tehlike. Bunu aşmanın yolu ise, açıklıktan geçiyor. "Eşlerin önce kendi duygu ve sonra da birbirlerine bunu ifade etmeleri gerekir. Karşı tarafın sizi anlamasını bekleme hatasına düşmeyin, kendinizi doğru ifade etmeyi öğrenin."
- Patlamaya yol açan birikimler. Bastırılan, içe atılan sorun ve kırgınlıklar, eşler arasında sakince tartışılarak irdelenmediğinde, patlamalar, krizler kavgalar meydana gelir. Oysa, sorunlar sıcağı sıcağına tartışmak, eşlerin birbirlerini anlayışla dinlemeleri, uzlaşmaya çalışmaları ilişkiyi olumlu yönde geliştirir.
- Eşlerden biri diğerinin hayatını kısıtlayacak şekilde kıskanır. Kıskançlık tekelci bir anlayışın ürünüdür. Kıskanç kişi çoğu kez içindeki boşluğu ve bu boşluktaki aşağılık duygusun örtmeye çalışır. Kıskançlık, buyurganlığın çok belirgin bir biçimi olup, her zaman psikolojik bir zayıflık işaretidir. Oysa, eşinizi kıskanmak yerine ona güvenip onunla gurur duymalısınız.
- Eşlerden biri diğerini aldatır. Evlilikte ihanet, birlikteliği onarılmaz biçimde zedeler. İhanetin soz konusu olduğu evlilikler zoraki beraberliklere dönüşür ve zamanla biter.
Yardım alan çiftler konuşuyor
'Çok zorlanıyorum'

Ayla (32 yaşında): Yaklaşık üç aydır evlilik danışmanlığı konusunda yardım alıyoruz eşimle. Her gidişimizde başka bir yöne doğru yönlendirildiğimizi düşünüyorum. Yani başka açılardan düşünmeye zorlandığımızı. Çok zorlanıyorum. Geçmişi gözden geçirmek zorunda kalıyorum. Anlatacaklarımı toparlamak beni çok yoruyor ve her gidişimizden sonra başım ağrıyor. Zorlanıyorum açıkçası. Çünkü kendime bile itiraf edemediklerimi konuşmak zorunda kalıyorum. Daha doğrusu kalıyoruz. Biz birbirimize çok kapalıydık. Sorunlarımız yokmuş gibi yaptık yıllarca. Hep kendi kendimize düşündük ama, hiç dile getirmedik. Hep kavgalarla patlak verdi sıkıntılarımız. Şimdi "hoşgeldiniz", "hoşbulduk"la başlıyoruz konuşmaya, neler anlattığımıza çıkınca biz de inanamıyoruz. Asla yalnızken birbirimize açmaya cesaret edemediğimiz konuları, orada oturup tartışıyoruz. Sanki danışmanımız bir hakem. Aslında yok öyle bir şey. Durum tespiti yapıyor, bazen konuşmamız içinde kullandığımız bir tarifi ayrıntılandırmamızı istiyor ama, hiçbir zaman şöyle yapın, böyle yapın demiyor. Kendi kendimize sorular sormamıza neden oluyor sadece. Biz karı-koca, problemlerimizi bu yolla çözebilir miyiz bilmiyorum ama, en azından birbirimize karşı açık olmayı, danışmanlık yardımı aldığımızdan beri becerebiliyoruz. Belki de bu, problemlerimizi çözüme götürecek en doğru yoldur, bunu şu anda ikimiz de tahmin edemiyoruz. Birbirimizden haberdar olmaya başladık. Birbirimizin ne düşündüğünü bilmeye ve düşündüklerimiz için birbirimizi yargılamamaya başladık. Çünkü bir ilişki karşılıklı tahminlerle yürümüyor. Bunu anladık. Yani bizim en büyük problemimiz buymuş. Hakan (33 yaşında): Ben de aynı şeyleri düşünüyorum. Eşimden ayrılmak istemiyorum artık. Daha önceden de böyle bir şey istemedim ama problemler karşısında hiçbir şey de yapamaz hale gelmiştik. Çok bunalıyor ve korkuyordum. Şimdi sanki bir yol açıldı önümüzde. İlginçtir, danışmanımızın yanından çıktıktan sonra, orada konuşulanlar hakkında hesap sormuyoruz birbirimize. Aslında söze döktüğümüz şeylere inanamıyoruz. Sonrasında da "böyle düşündüğüne inanamıyorum" gibi bir yaklaşımımız yok birbirimize karşı. Bu doğru mu bilmiyorum ama, ya orada konuşulanlarla ilgili hiçbir şey konuşmuyoruz ya da söz konusu meseleyi nasıl düzeltiriz diye düşünüyoruz. Bazen tek tek, bazen konuşarak, ikimiz birlikte.
'Danışman sihirli değnek değdirmiyor'

Duygu (38 yaşında): Beş yıllık evliyiz ve evlendiğimiz günden beri cinsel problemlerimiz var. Bunlar kâh vajinismus olarak çıktı karşımıza, kâh cinsel isteksizlik. Önce şaşırdık ve ne yapacağımızı bilemedik. Zamana bıraktık tabii ki, bu konuda deneyimsiz diğer insanlar gibi. Sonra bu konuda bir yardım almamız gerektiğini düşündük fakat nerden başlayacağımızı bilemedik. Bu süre zarfında ben sürekli ağlayan, kendini yetersiz, kifayetsiz hisseden bir kadındım sadece. Başka hiçbir şey yapamıyordum. Bir yerlerde cinsel problemlerle ilgili bir yazı görsem, merakla okumaya başlıyordum. Kitaplar aldım ama ne çare. Uzunca bir süre oturup halimize üzülmekten başka bir şey yapamadık. İstedik mi, onu da bilmiyorum. Çünkü yaşadığımız şeylerin, alt edilemeyecek kadar büyük şeyler olmasından da korktuk galiba. Yardım almaya başlayalı epey oluyor. Neredeyse bir sene... Ara verdik, elimizde olmayan nedenlerle... Şimdi sanki değişmeler var. Yavaş yavaş birbirimizin ne istediğini ve ne istemediğini anlamaya çalışıyoruz. Zorlanacak şeyler var, zorlanmayacak şeyler var. Kendi adıma, eğer sonunda boşanma varsa, bu da kabulum. Çünkü danışmanımızın bize sihirli değnek değdirmeyeceğini biliyorum. Eğer devam edeceksek evli kalmaya, bunun sağlıklı bir cinselliği paylaşarak yürümesini istiyorum. Yok, bu gerçekleşmeyecekse eğer, sorunların çözülemez olduğunu bilmek ve yollarımızı öyle ayırmak istiyorum. Aslında istediğim tek tek ya da birlikte mutlu olmak. En azından birey olarak mutlu olmak. Danışmanımız kişilik özelliklerimizden aile yapılarımıza, hayatta yaşadığımız mutsuz ilişki deneyimlerimizden çocukluğumuza kadar, her şeyi sorgulamamızı sağlıyor. Öyle bir noktada, öyle bir soru soruyor ki, o konu üzerinde özenle düşünmemiz gerektiğini anlıyoruz. Bunlar bugüne kadar hiç sorgulamadığımız şeyler bile olabiliyor. Erdem (39 yaşında): Eşimden ayrılmak istemiyorum. Onun da dediği gibi, evliliği yürütebilmek için geliyorum buraya. Ama sağlıklı bir biçimde yürütebilmek için. Eğer böyle devam edersek bir yanından patlak vereceğini, başka partnerlere ihtiyaç duyacağımızı düşünüyorum. Ama, yine aynı eşim gibi yoluna koyamayacağımız, bizi aşan problemlerse yaşadıklarımız o zaman çok üzülürüm, çok zorlanırım ama yollarımızı ayırırız. Çünkü belki de o benimle, ben de onunla yaşayamıyoruz cinselliği ama, başkalarıyla belki. Bir profesyonel yardım aldığımız için kendimi iyi hissediyorum. Başa çıkamadığımız bir meselenin, bu konuda uzman biri tarafından yönetilmesinden son derece memnunum. Yaklaşımlarına bakarak, ona güveniyorum. İkimizi de ilişkideki baskınlığımız, yetersizliğimiz, umursamazlığımız ya da detaycılığımız konusunda iyi analiz etti çünkü. Şimdi buna göre bir yol izliyor ve çeşitli yöntemlerle yaşadıklarımızı bize anlatmaya, hissettirmeye çalışıyor. Yaşadıklarımızın ne olduğunu tam anlamıyla bilmek de en doğru adım.>>>